So im watching the tudors again

Ellerin mermer heykellerin yildizdan yontulmus elleri gibi, sadece senin ellerin gercek. Ve sertler, ve damarlarin nehirler gibi ve parmak uclarin yumusak.

Beni tutusun okyanus gibi. Okyanus beni hic tutmadi aslinda, ama tarif etmenin baska yolu yok bana dokunusundaki yogunlugu ve dalga dalga bana vuran ‘sen’i.

17 agustos 2014

sensiz geçirdiğim bir gece

Sensiz geçirdiğim bir gece. İçmememi istemiştin sen yokken. İçtim. Bir şişe şarabı devirdim. Geceler uzun demiştim sana. Sandım ki eğer içersem bir anlığına olsa da aklımdan çıkarsın. Düşünmeyi bırakırım. Rahatlarım azıcık sandım. Hiç de sandığım gibi olmadı. Her an aklımdan çıkmamaya devam ettin. Daha da kötü oldu herşey. Gecenin o uzun saatleri boyunca ne yaptığını düşündüm bensiz. Onunla. Kendimi durduramadım ve izin verdim düşüncelerimin beni boğmasına. Bastıramadım bir anlığına bile. Hep düşündüm; nerdesin, nasıl uyuyorsun, yine horluyor musun, beraber oturuyor musunuz, içiyor musunuz, yıldızları mı izliyorsun, orada hava nasıl acaba, sen nasılsın, aklına geliyor muyum. Bunları hep düşündüm. Düşündükçe canım yandı ve önümde beni bekleyen onlarca geceyi daha nasıl geçireceğimi bilemedim. Hepsi kara delikler gibi gözüktü. Sürekli düşündüm. Aldığım her yudumda daha çok düşündüm. Daha karanlık düşündüm. Daha gri düşündüm. Tenini düşündüm, suratını düşündüm, sesini düşündüm. Düşündükçe canım yandı. Önümde çok uzun geceler var sevgilim. Nasıl geçireceğimi bilmiyorum. Bir uğraş bulurum belki kendime. Belki biraz daha içerim. Kızarsın bana. Belki hiç içmem o yüzden. Beklerim geçmesini. Hep yaptığım gibi. 

d.k. 25.07.2014

bensiz geçirdiğin bir gece

Bensiz geçirdiğin bir gece. Bir başkasıyla. Uzaklara giden yollarda. Sokak lambalarının ışığı altın bir nehir gibi akıp gidiyor, gözlerindeki ışıltı; giden olmanın, özgür olmanın ışıltısı. Görebiliyorum seni başın otobüs camına yaslı, uykudasın. Görebiliyorum seni benzinci kenarlarında, sigara mmolasında.

Aklından geçiyor muyum?

Sen benim aklımdan geçiyorsun. Her dakika hem de. Yazın başında birlikte yaptığımız gece yolculuğunu hatırlıyorum. Başım kucağındayken yüzümü belki bininci defa tanımıştın parmaklarınla. Sonra kendine çekip öpmüştün beni ama sadece dudaklarıma değil içinde bulunduğumuz ana sahip olmak ister gibi öpmüştün. Otobüsün kuytu arka koltuğunda defalarca öpmüştün beni, dokunmuştun bana yine ve yine.

Kaynağı uzak ışıklar yüzüne yansırken bir anlığına karanlıkta, izlemiştim seni. Öylece gitmiştik.

Aklına geliyor muyum?

Şimdi nerdesin? Hangi şehrin hangi sokağında?

Bavuluna sığabilseydim keşke. Çabuk dön bana. Geceler uzun.

d.k. 24.07.2014

Güvenmeyi öğrenmek

Gideceğin günün kaçınılmaz varlığı

Başın omzumda uyuklarken 

Parmaklarım saçlarının dalgalarında

Daha ne kadar mutlu olabilirim

Bir Kuşu Sevmek 1

Sen bir kuşsun. Uçmasını istemiyorsan, uçmasını kontrol etmeye uğraşacaksan, kanatlarını çırpışı seni korkutacaksa, ufka doğru uzaklaşmasının düşüncesi bile dünyaları başına yıkıyorsa eğer, bir kuşu sevmeyeceksin. Seveceksen, olduğu gibi, olması gerektiği gibi seveceksin.

Ben seni nasıl, hangi kafeste tutabilirim ki? Kafesteki bir kuşu seveceksen, bir kuşu sevmemelisin. Aniden kanatlarını açıp uzaklaşabileceğini bilmelisin, ne kadar canını yaksa da buna engel olmayacaksın, olamayacaksın. 

Gökyüzünde yaşayan, kanatlı bir varlığı sevmenin, onun tarafından sevilmenin mutluluğuyla tatmin olabileceksen ancak bir kuşu seveceksin.

Böyle gençlik aşkları biter denir hep. Ben de derim, herhalde sen de dersin. Muhakkak biter. Muhakkak. Korkusuzca , bitmeyecek gibi sevmeyi öğrenene bundan beter ne ceza var? Anlar avuçlarımdan kum gibi akıp giderken ben sensiz olacağım zamanın varlığına gözlerimi yumuyorum. İnandığım onca şeyin içinden, bizim sonumuza inanmıyorum. Belki yalancıktan sonlarımız vardır- belki olacaktır, bir tane, iki tane, belki üç… Ama gerçek bir sonumuz olamaz. Olmaz. ‘Gerçek’, ne kadar ilginç bir kelime… Dudakarımdan çıkarken bile bir garip, bir soğuk. Gerçekler, benim gerçeklerim değil. Ya da öyleler. Ama ben gerçeğin karşısında boyun eğmekten korkan bir zavallıyım öyleyse.

Nereye gidersin, eğer gidersen? Bana tam da bugün dediğin gibi mi? O kocaman kırmızı yolculuk çantanla, ‘kalacak bir yer bulurum’, ‘ordan oraya giderim’ dediğin gibi mi?

Ruhunun acımasız bir özgürlük açlığı var, bir kaçış ve keşfetme açlığı. Acımasız bir açlık. Bana, ve belki de bir tek bana acımasız. Beni de alır mıydın yanına? Götürür müydün nereye gidiyorsan oraya? Gözlerin beni arar mı yanında değilsem? Benimle paylaşır mısın yollarını?

Şimdi durduruversem zamanı, bu akşam üzeri, bu odada. Tozlar havada asılı kalsa, bedenin bedenime yapışık, nefesimin gölgesi dudaklarında, nefesinin yankısı ciğerlerimde. Kalsak işte öylece ve dönüp seni defalarca öpebilsem. Özür dileyebilsem tüm yanlışlarım için. Sev beni, hep sev diye bağırabilsem. Ve sen beni duysan, ve sen beni sevsen. Hep, hep, hep sevsen.

Güzelleme- Cemal Süreya

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların 
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur 
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü 
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna 
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki 
Bak bende yalan yok vallahi billahi 
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur 

İşe bak sen gözlerin de burda 
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık 
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım 
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte 
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün 
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık 
Ne günah işlediysek yarı yarıya 

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların 
Bunların konuşması olur öpülmesi olur 
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde 
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu 
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu 
Uzanmış seni usulca öpmüştüm 
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.